Hayvan Hikayeleri kategorisi, KÖY ÖĞREMENİ 3 hikayesini oku.

KÖY ÖĞREMENİ 3

Selam Ben Aylin, Telefonda Seni Bosaltmamı İstersen Beni Arayabilirsin. Telefon Numaram :
00237 800 09 90
Kar oturmuş bir türlü kalkmıyordu. Aylarca devam etti. Bende köyde kapalı kalmıştım. Fakat halimden hiç şikayetçi değildim. Sıkı sık Çankoş’la buluşuyordum. Her zaman olmasa da Zehra’da ara sıra bize katılıyordu. Kış boyu bu devam etti. Yarıl tatilinde Ankara gittim ama geri dönüşü iple çektim. Hatta üç gün önce geldim. Bahar geldiğinde ise ortalık yem yeşil olmuştu. Ben köyün birkaç tane olan deli kanlıları ile kırlarda geziye çıkmaya başladık. 17 -18 yaşlarında idiler ama hepsi evli idi. Aralarında sık sık cinsel şakalar yapıyor ve benimle de dalga geçiyorlardı. Hatta birinde bir sıpa görünce hoca senin için kuytu bir yere çekelim dediler. Ben oldukça kızardım. Fakat aklımdan geçirdim “siz dalga geçin ben neler yapıyorum” dedim. Hepsi genç yaşta evlenmişler cinselliği doyasıya yaşıyordu. Şehirdeki gibi değildi. Aslında bahar gelince benim işler biraz zorlaştı. Zehra ve Cankoş’u çok fazla göremiyordu. Zehra işlerle daha çok uğraşmaya başladı. Okula doğru dürüşt gelmez oldu. Cankoş’uda Sülo sık sık av mav bahaneleri ile oraya buraya götürüyordu. Gerçi Cankoş artık dışarıda bağlı idi ve ara sıra geceleri kuytu bir yere çekip işimi görüyordum. Artık Nisan geçmiş mayıs ayı gelmişti herkes yaylalara çıkmak için gün sayıyordu. Köylüler hayvanlarını yazın yaylarda otlatıyordu. Tabi çoklarda sık sık yaylaya gidiyordu. Okulda doğru dürüst öğrenci kalmamıştı. O zaman köy okulları Mayıs’ın ikinci haftası kapanırdı. Okullar kapanmadan üç dört gün önce Zehra’yı gördüm ve durumu anlattım. Gitmeden iyi bir enerji toplamak istiyordum. Zehra hem akşam Cankoş’u bana bıraktı. Bende sabaha kadar bunu değerlendirdim. Ertesi gün Zehra’da okula geldi. Tabi okulda kimse bir iki öğrenci vardı. Bir iki saat oyalandık sonra onları da gönderdim. Zehra’yı alıp ev gittim. Üçümüz yine işimize devam ettik. Bu son günler harika geçmişti. En sonunda okullar tatil oldu. Bende Memleketime yollandım.Ankara’da kaç kez alem yaptık hatırlamıyorum ama aklım köyümde kalmıştı. Birkaç kez kız ayarladık ama hiç birinden yeterince zevk almamıştım. Köyümü özlüyordum. Sikmeye kıyamadığım Zehram’ı ve Cankoş’un daracık amını özlüyordu.Vakit gelmişti okullar açılmadan bir hafta önce hazırlık yapacağım diye Ankara’dan ayrıldım ve köyüme doğru yola çıktım. Bir iki gün yolda geçti ilçeye uğradım gerekli resmi işlemleri yaptırdım. Herkes bana hayret ediyordu. O dağ başında nasıl kalıyorum diye. Bense köye gitmek için artık iyice sabırsızlanıyordum.Okulun açılmasından üç gün önce köye vardım. Tabii akşam olmuştu ve yorgunluktan ölüyordum. Sağa sola göz attım benimkileri göremedim. Gerçi erken gelmiştim dolayı ile haberleri yoktu. Tam uzanacaktım kapı çaldı. İçimden benimkiler geldi dedim. Kapının çalınmasından onların olmadığı belli idi. Ama bi umut diye açtım. Kapıdaki Sülo’ydu. -Babam gönderdi Örtmenim. Yoldan geldi yorgundur. Gelsin yeme bizde yesin. dedi.Aslında sevindim Zehra’yı görecektim nede olsa. Belki de Cankoş’u eve getirecektim. Tam deyip Sülo’yu göndersim ve Alelacele hazırlandım ve muhtarın evine gittim. Vardığımda sofra hazırdı. Hemen yemeğe başladı. Benim içim içime sığmıyordu. Fakat Zehra’yı görememiştim. Yemeğimizi yedik ve divanın üzerine oturduk. Muhtarın hanımı sofrayı kaldırdı. Bize çay demledi. Biz de bir yayandan havadan sudan bahsediyordu. Ben Zehra’yı sormak istiyordum ama bir türlü soyamıyordum. Sülo mülo hayvanlar, yaz maz derken muhtar benim Zehra’yıda evlendirdik dedi. Bir anda şok olmuştum. Ne diyeceğimi belemedim. Muhtar:-Hoca buralarda kız coçuğunu pek bekletmemek lazım. Zaten okulu da sayende bitirdi. Bundan sonra arık belemesine gerek yok. Dedi.Şok olmuştum bir şey diyemedim. Ağzımdan sadece ‘daha küçüktü’ dedim. Ama ben onun boyundan büyük ne işler yaptığı biliyordum.-Muhtar: Hoca burası şehir yeri değil, burada adet böyle. Dedi. Tabi benim tüm hayallerim suya düşmüştü. Şimdi bu köy yerinde ne yapacaktım. Muhtar devam etti.-Zehra’yı Topal Amed’in Halil’e verdik. İyi saf genç. Babası da iyidir. Dedi.Topal Amed’i ve oğlu Halil’i tanırdım. Babası çobandı. Pek köyde durmazdı. 50 yaşlarında fakir bir adamdı. Halil ise daha 15- 16 yaşlarında saf bir gençtu. Biraz özürlüydü. Oda babası gibi çobandı.‘İçimden güzelim Zehra’mı yakmış’ dedim. Ama elimden bir şey gelmezdi. Daha fazla kalamadım arttık müsaade istedim. Dışarıda Sülo’yu gördüm bi tane çoban köpeği bulmuş onunla oynuyordu akşam akşam. Sormadan edemedim. ‘Ne o Sülo kendine yeni bi arkadaş mı buldun. Tazı ne oldu’ dedim. Tabi benim soruş amacım Çankoş’un öğrenmekti. Sülo’da babam onu kasabalı arkadaşına verdi’ demez mi. Tamamen yıkılmıştım. Eve zor vardım. Tüm hayallerim yıkılmıştı. Ne yapacaktım şimdi.Çaresiz okulu açtım ama o üç gün üç yıl gibiydi. Okul açıldı işler aynı rutinde idi. 15 civarında öğrencim olmuştu. Arada Sülo gibi gelip gidenler oluyordu. Ben de her fırsatta Sülo’dan bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Fakat nafile. Zaman zaman köy içinde dolaşıp köşe başlarında oturan yaşlılardan geçlerden bilgi almaya çalışıyordum. Yalnız çok açılamıyordum şüphelenirler diye. Yaklaşık iki hafta sonra Zehra’yı çeşmeden su götürürken gördüm. Ona fark ettirmeden uzaktan göz ucuyla takip ettim. Caminin arkalarında ara sokaklarda bir eve girdi. Köy zaten büyük olmayınca kolayca tespit etmiştim. Zehra’nın kayın validesi hakkında pekiyi konuşmuyordu köylüler. Genç imiş, babası ölünce amcası 14 ünde bu çobana verdi dediler. 35 yaşlarında var yokmuş. Kocası da sürekli çoban olunca evde pek durmayınca genç kadın tabii ufak defek ‘ayağı dışarılık’ yapmıştı. Tabii köy yeri bu tür dedikodular pek saklanmıyordu. Yaşlı bir amaca ‘muhtar işini bilir’ dedi. Ben o an neden muhtarın gül gibi kızını saf birine verdiğini anlamıştım. Bir gün okul bahçesinde öğrencilerimle otururken Sülo çıka geldi. Yanında evlerinde oynadığını gördüğüm köpek de vardı. Boynuna bir ip bağlamış ‘Örtmenin Alabaş’ı sana getirdim, senin olsun’ dedi. Ben de şaşırdım.-Hayırdır Sülo! Sen pek köpeğini kimseye vermezdin ne oldu.-Örtmenim bizde köpek çok, babam ‘bunu götür birine ver’ dedi. Köyde herkesin köpeği var bir tek senin yok bende sana getirdi. Kışın seni kurtlardan korur. DediKöpek bana biraz küçük gelmişti. -Sülo bu daha küçük değimli beni nasıl koruyacak. Dedim. Hemen Sülo atıldı. ‘örtmenim bu kangal gırması, hiç bi kurt bunun yanına yaklaşamaz, hem bu bi yaşından fazla’ dedi. ‘İyide o zaman ben nasıl bakarım buna. Tatilde ben gidince kim bakacak buna’ dedim. Hemen ‘ben karım örtmenim sen merek etme’ dedi.Çaktırmadan ben köpeğin arka taraflarına altına bakmaya çalışıyordum ki erkek mi dişimi anlayayım. Gördüğüm kadarıyla dişiydi. ‘Tamam Sülo götür odunluğun ora bağla sonra ona bir yer yaparız’ dedim. gençcağız öyle sevindi ki hemen koştu bağladı geldi. ‘Sen hiç merak etme örtmenim ben her gün ona bakarım’ dedi.Tabii Sülo’nun işi buydu. Ama benim amacım baştan belli idi. Alabaş oldukça gösterişli bir köpekti. Sarıya çalan beyaz tüyleri vardı. Başı da aynı renkti. Ondan Sülo bu ismi ona vermişti. Aslında oldukça büyük bir köpekti. Sülo’ya göre bir yaşından büyüktü. Ön kollarını Sülo’nun omzuna koydu mu nerdeyse ondan büyük boyu vardı. Dişi olduğu içinde zayıf ve narin bir vücudu vardı. Okuldan sonra bende Alabaş’ın yanına gittim. Başını okşadım. Biraz sevdim. Oldukça uysala benziyordu. Oyun onamaya da hevesli idi. Çankoş gibi idi ama o ne de olsa bir tazı idi. Ama bu basbayağı bir çoban köpeğiydi. Ben de ne yapacağımı bilemiyordum. Daha önce hiç köpek beslememiştim. Cankoş’ta da hep Zehra var. Neyse içeri girdim. Kanepeye uzandı. Nasılsa vakit çoktu. Yapacak başka işte yok.Günler geçiyordu. Bense yalnızlıktan sıkılmıştım. Alabaş’la her gün oynuyor onu besliyordum. Beni oldukça sevmişti. En büyük yardımcımda Sülo’ydu. Her gün Alabaş’la benle birlikte ilgilenmekteydi. Onunla odunluğun basını keserek alabaşın geçeceği bir kapı yaptık. Odunluğun içine de Alabaşın uyuyacağı bir yer yaptık. Alabaş İstediği zaman içeri giriyor istediği zaman dışarı çıkıyordu. İçerden bir kapıda yaptık ve istediğim zaman kapatarak dışarı çıkmasını engelliyordum. Ara sıra köyde dolaşıyor. Zehra’yı görmeye çalışıyordu. Birkaç kez de gördüm ama hiç konuşamadık. Artık kış yaklaşmaya başlamıştı. Kasım ayında bir gündü. Hava soğuktu. Odun almak için dışarı çıkınca biraz Alabaşı sevdim ve götürdüğüm yiyecekleri verdim. Hayvancağız havalara uçuyordu. Ben içeri ben biraz odun aldım ve gidecekken birden Muhtarın ahırın önünde Zehra’yı gördüm. Oda beni izliyordu. Soğuk olduğundan dolayı ortalıkta kimse yoktu. Ben de yavaşça ona doğru yaklaştım. Beni anlamış gibi oda bana doğru geldi. Odunluğun kuytusuna çekildik biraz sohbet ettik.O hemen söze girdi:-Hemen kendine yeni bi arkadaş bulmuşsun öğretmenim.-Evet , Sülo getirdi. Ama sen ve Çankoş’un gerini tutamaz. Her burada yatıyor işte. Bende boş boş dolaşıyorum. Hayat bayağı sıkıcı oldu. Dedim. Zehra ne demek istediğimi anlamıştı. Başını salladı.Bende hemen sordu:-Sen nasılsın, evlilik nasıl gidiyor?Oda manalı manalı bakarak ‘nedelim Topla Amed’in Deli Halil’ avıdıyam’ dedi. Ses tonu çok hüzünlü idi ve aradığını bulamadığı belliydi. Zehra ‘Köpeğin çok güzelmiş’ dedi. Bende ‘güzel ama Sen olayınca bir şeye yaramıyor’ dedim. O ‘bana ne gerek’ dedi. Tabii benim demek istediği çok iyi anlamıştı. Şimdi Zehra evli bir kadındı onun için fazla konuşamadık. O ayrıldı yavaş yavaş babasıgile yöneldi. Usulca ‘yakında kızana gelir o zaman istediğin gibi olur’ dedi ve gülerek gitti. Zehra ile konuşmak ona da bana da iyi gelmişti.Birkaç gün sonra yılın ilk karı yağdı. Her yer beyaza büründü. Benim artık tamamen eve kapanmıştım. Hafta sunu geçmek bilmiyordu. Gün köyde biraz dolandım kimseler görünmüyordu. Zehra’nın evine doğru gittim ama kimseler ortada yoktu. Akşama doğru hava iyice bozmuştu. Tipi başladı bende sobayı iyi odun doldurdum. Akşam yemeğimi yedim ve kanepeye uzandım. Uyku tutmadı. Sobadaki ateş azalmıştı. Odun atayım tekrar dedim odun kalmamıştı. Bende tekrar odun almak için dışarı çıkmam gerekti. Dışarı çıkınca fark ettim tipi iyice azmıştı. Güçlükle odunluğa kadar vardım. Kapıyı açın içeri girdim. Karanlıkta biraz odun aldım tam çıkacaktım köşede Alabaş’ın parlayan gözlerini gördüm. Soğuktan kıvrılmış yatıyordu. Soğuk iki dakikada benim bile iliklerime işlemişti. Bari onu da içeri götüreyim sıcak yerde dursun dedim. Geceleri onu ne olur ne olamaz diye odunluğa kapatıyordum ama hava gerçekten çok soğuktu. Odunları bıraktım ve hemen geri döndün Alabaşı da aldım eve getirdim. Sıcakta ikimizde kendimize geldik. Ben sobaya biraz daha odun atınca ortalık iyice sıcak oldu. Bende onunla oynamaya başladım. Oda oldukça istekli idi. Ben de onun gibi bir köpek oldum onunla oynaşıyordu. Benim aklıma yavaş yavaş Cankoş’la yaptıklarım geliyor ve sertleşmeye başlıyordum. Fakat onun nasıl bir tepki vereceğini bilemediğim için bir şey yapmaya cesaret edemiyordum. Yavaşça onun arkasını koklamak için yaklaştım. Pek tepki vermedi.Bende biraz daha ileri gidere sürtünüp başımı tamamen arkasına dayadım. Burnun tamamen amına dokunmaya başlamıştı. Ben koklamaya çalıştıkça o uzaklaşıyordu. Ama vazgeçmedim çok tepki vermedi ama eni fazlada yaklaştırmak istemiyordu. Ben de artık dayanamaz olmuştum. Sikim zonkluyordu. Altımda bi eşofman altı vardı. Onu hemen çıkardı. Sonra tamamen çıplak olmamın daha doğru olacağını düşünerek üzerimi de çıkarttım. Artık üzerimde hiç bir şey yoktu. Tıpkı onun gibi olmuştum. Bu durum onun da hoşuna gitmişti. Sanki bana biraz daha yaklaşmıştı. Onaşmaya devam ettik ben bir yandan onu okşuyor bir yandan kokluyordu. Oda bana sürtünüyor ve kokluyordu. Ara arkasını koklarken üzerine çıkar gibi yapıyordum. O ise kaçıyordu. Birkaç kez hafifçe benimkini dokundurdum. Amının yumuşaklığını ve sıcaklığını hissetmiştim. Fakat o henüz hazır olmadığını belli ediyordu. Bende oynaşmaya devam ettim. Saatin nasıl geçtiğini anlamıştım. Saati fark ettiğimde 5’ e geliyor. Daha fazla devam etmenin anlamı yoktu. Çünkü daha çok günlerimiz vardı. İlk gün için fena değildi.Ertesi gün hava yine kötü idi. Alabaş’a kıyamadın yine içerde kaldı. Akşam yine oynaştık. Oldukça güzeldi. Bende iki kez mastürbasyon yaparak boşaldım. Ertesi gün okula giderken hava daha iyi idi. Bende Alabaş’ı tekrar yerine götürdüm. Birkaç gün geçti. Onun yanına her vardığı da müthiş bir oynama iştahı bardı. İlerleyen günlerde birkaç kez daha onu gece eve aldım. Onunda benimde oldukça hoşumuza gitmişti. Daha bunun ne kadar devam edeceğini tahmin edemiyordum. Bir an önce sikmek istiyordum. Ama ancak zorla yapabilirdim Bunu da yapmak istemiyordum. Kızana gelmesini bekliyordum ama kızanda olduğunu nasıl anlayacaktım. Zehra’dan bir şeyler öğrenmiştim ama Alabaş, Cankoş’dan oldukça farklı idi. Hem çok iri hem de oldukça hareketli idi.Dersten sonra biraz köyde dolaştım camiye gittim. Köydeki yaşlılarla biraz sohbet ettim dönüşte hava biraz kararmıştı. Bende yolumu değiştirdim. Zehra’nın evine doğru gittim. Evlerinin çevresi yüksek duvarlarla çevriliydi. Karanlık olsa da evin bahçesi hala seçile biliyordu. Zehra’yı görmeyi ümit ediyordum. Onun içinde sokak kuytu bir yerden onların kapılarını gözetlemeye başladım. Gözüken yoktu. Sadece pencerenin birinden hafif gaz lambası ışığı yayılıyordu. Soğukta üşümeye başlamıştım. Eve dönmeye karar verecektim ki sokağın başından gürültüler gelmeye başladı. Bende hemen oracıktaki eski bir yıkık duvarın yanına gizlendim. Karanlıkta pek fark edilmiyordu. O sınara da eşekli biri çıka geldi. Gelen Zehra’nın kocası idi. Sallana sallana yanımdan geçti. Muhtemelen çobanlık yaptığı ağıldan geliyordu. Bahçe kapısına varınca eşekten indi. Gürültülü bir şekilde tahta çiti açarak içeri girdi. Bende Zehra’ çıkar görürüm umudu ile saklandığım yerden çıktım ve onların bahçe duvarına saklanarak bahçe kapısına doğru vardım. Evin kapısı ile bahçe kapısı tam karşılıklı idi ve aralarında en fazla yedi sekiz metre vardım. Yere çömeldim duvarın dibinden gözetlemeye başladım. Halil sanırım ahır olduğunu sandığım bir yere doğru eşeği götürüyordu. O sırada evin kapısı açıldı ve bir gaz lambası ışık yayıldı. Çıkan bir kadındı. Ama Zehra değildi. Daha uzun boylu biriydi. Dışarı doğru kapıdan seslendi ‘Kim var orda’ diye. Halil ‘benim ana diye bağırdı’. ‘dondum gel hele eşeği ahıra bağla’ dedi. Annesi dışarı çıktı oda ahıra doğru yöneldi. Oldukça uzun boyluydu. En az 1.75 cm kadar vardı. Karanlıkta benim beş altı metre ilerimde gaz lambası yüzünü aydınlattığında güzelliği de belli oluyordu. Köydeki diğer kadınların aksine kendini salmamış içe ve uzundu. Köy kıyafetinin içinde gece bile vücudunun diriliği belliydi. Az sonra ahırdan oda çıktı eve gitti. Benim beklememin daha fazla anlamı yoktu bende evime döndüm. Zehra’nın Deli Halil yanında olduğuna inanamıyordum. Onunla aramızdan geçenleri düşündüm. Onu acıyıp sikmediğime şimdi çok pişmandım. Zehra’yı hayal ederek uyudum.Ertesi gün benim için yine sıradan bir gündü. Okul olduğunda vakit daha kolay geçiyordu ama okul bitince gün geçmek bilmiyordu. Akşama doğru Alabaş’ın yemeğini verdim biraz onunla oynadım ve odun alıp eve doğru gidecekken Muhtarın evine gelenler olduğunu gördüm. Tabii en önde gelen Halil’di hemen tanıdım. Arkasından da iki tane bayan geliyordu. Bunları da tanımak zor değildi. Alaca karanlıkta eve girdiler. Muhtemelen Muhtar damadını yemeğe çağırmıştı. Bende eve girdim. Akşam için bir şeyler hazırlamaya başlamıştım. On dakika geçmeden kapı çalmaya başladı. Hayırdır diyere kapıyı açtığı da karşımda Sülo vardı. ‘hayırdır Sülo’ demeye kalmadan ‘Örtmenim babam seni yemeğe çağırıyo’ dedi. Bende ‘tamam, az sonra gelirim ’ dedi.Üzerimi değiştirmek için kapıyı örtüp içeri girdim içim içime sığmıyordu. İstesem olmazdı. Her ne kadar kaynanası ve kocası olsa da Zehra’yı görebilecektim. Hemen hazırlanıp Muhtarın evine vardım. Kapıyı çalınca Sülo açtı içeri buyur etti. Her zamanki oturduğumuz odaya geçtik. Muhtarla damadı oturuyordu. Ama kadınlar yoktu. Muhtemelen başka odadaydılar. Hoş geldin beş gittik derken sofra geldi. Yemeklerimizi yedik. Bu arada ben Zehra’nın kocası Halil’i tanımaya çalışıyordum. Halil tamamen saf gariban bi köylüydü. Okula da gitmemişti. Bazen muhtar bir soru soruyordu bazen ben soru soruyordum. Konuşması hafif kekeme idi. Hatta ilk başta benimle konuşurken kelimeleri hiç çıkartamıyordu. Sonra biraz rahatladı. Sorulan sorulara da yarım yamalak cevap veriyordu. İçimden ‘muhtar başka adam bulamadın mı kız verecek’ diye geçirdim. O sırda kapı açıldı. Zehra’nın annesi sofrayı almaya geldi. Arkasında da Zehra vardı. O kalan eşyalar aldı. Benim yanımda ekmek sepeti vardı. Onu almak için benim yanıma geldi. Göz göze geldik. Neler demek istediklerini gözlerinden okuyordum. Şimdi daha da alımlı olmuştu. Daha bir kadınsı çekicilik kazanmıştı. Küçük göğüsleri bile dim dik olmuştu. Eğilince kalçalarını gördüğünde tüm arzularım uyanmıştı. Biraz sonra çaylarımız geldi. Getiren yine Zehra’ydı. Bana sıra gelince çayı verirken yüzlerindeki o gülümsemenin manasını çok iyi anlaya biliyordum. Çayları verince dışarı çıktı. Ben oda kapıyı çaprazdan görüyordum. Odadan çıkarken kapıyı tam kapatmadı ve tam karşıya geçip oturdu. Beni çok rahat bir şekilde görüyordu. Bakışlarını çok rahat anlıyordum. ‘Sen kendine bir arkadaş buldun ama ben ne yapacağım’ der gibiydi. Ben durumu çaktırmamaya çalışıyor göz ucuyla bakıyordum. Bir süre daha sohbet ettik. Sonra kapıdan Zehra’nın kayın validesi görüldü. Ben gerçekten şok olmuştu. Gece gördüğümde ben hiç bir şey anlamamışım. İsmi Emine’ydi. Namı değer Fettan Emine. Böyle bir kadını hiç görmemişti. Tam bir afetti. En az 1.80 boyunda benden bile nerdeyse uzundu. Mavi gözlü açık tenli ince belli tam bir köylü güzeliydi. Kimse yaşına ve evli olduğuna inanmazdı. Başının anacak yarısını kapatan arkadan bağlanmış bir eşarp, üzerinde dar sayılabilecek bir kazak vardı. Altında da desenli bir şalvar vardı. Gerçekte on sekizlik kızlara taş çıkartacak bir kadındı. Yaşı amcanın aba söylediği ‘muhtar işini bilir’ sözünü şimdi daha iyi anlıyordum. Zehra’yı boş yere onun oğluna vermemişti. Sanırım bazı beklentileri vardı. Fakat hiç de muhtara falan eyvallah edecek birine benzemiyordu. İçeri girince gitmek için müsaade istedi ve ‘Hadi Halil artık gidelim’ dedi. Onlar kalkınca ben de hemen müsaade istedim ve kalktım. Dışarı çıkarken özellikle ona yaklaşmaya çalıştım. Halil hemen önden dışarı çıktı. Annesi de arkasında idi. Bende hem arkasında idim. Aramızda yarım metre yoktu. Gerçekten müthiş kalçaları vardı. Tam kapıdan çıkarken ‘Allaha ısmarladık’ diyerek geri döndü. Tam o anda bana müthiş bir bakış attı. Sanki bir ok gibiydi. Dışarı çıktık Zehra’da annesi vedalaşmış arkadan geliyordu. Bahçe kapısına varınca Emine bana döndü ve kibarca ‘iyi akşamlar öğretmen bey’ dedi. Ben köyde hiç böyle kibar konuşan birini görmemiştim. Onlar evelerine bende kendi evime doğru yollandım.Yolda giderken üşüyen ellerimi kabanımın ceplerine soktum. Sağ cebimde bir kâğıt parçası vardı. Ne acaba diye merak ettim ama karanlıkta önümü sor görüyordum. Eve vardım içerince hemen soba sönmek üzereydi. Odun atım tekrar ateşi canlandırdım. Burada cebimdeki kağıt geldi. Kabanın cebinden bulup çıkardım. Küçük bir kağıt dörde katlanmıştı. Açtığı da hemen fark ettim. Bu yazı Zehra’nındı. Hemen bi çırpıda okudum. Bana çok özlediği söylüyordu ve yarın kocası ve kaynanasının şehre gideceğini ve kendisinin Sülo’yla birlikte kalacağını belirtmişti ve istersem geç vakitte beni misafir edebileceğini belirtiyordu. Ben o an havalar uçmuştum. Ne beklerken kısmetime ne çıkmıştı. Yattım ama yarın gece yaşayacakları düşündükçe gözüme uyku girmiyordu.Ertesin geçmek bilmiyordu. Günlerden Cuma idi. Öğrencileri gönderdim. İçerde canım sıkılınca dışarı çıktım biraz ıvır zıvır ilerle uğraştım. O sırada Sülo geldi. Alabaş’a yiyecek bir şeyler getirmişti. Ben de yanına vardım ve birkaç soru sordum. Sırf ağzını aramak içindi. En sonunda akşam ablasında olacağını söyleyince bende selam söylemesini istedim sıkı sıkıda tembih ettim unutma diye. Sonrada evden birkaç şeker tutuşturdum eline. Akşam olmuştu ama vakit geçmiyordu. Eli boş gitmek olamaz diye daha önce vakit geçirmek için aldığım çerezlerden ve çikolatalardan biraz hazırlayıp kese kâğıdına koydum. Hava kapalıydı ve ortalık zifiri karanlıktı. Bu durum beni sevindirmişti. Nede olsa küçük köydü biri görse ne diyecektim. Gece saat on bir gibi yola çıktım. Ortalıkta kimseler görünmüyordu. Sadece köpek havlamaları vardı. Zehra’nın evinin yakınına varınca çevrede köpek var mı diye dikkat de ediyordum. Evin önüne varınca pencereden azda olsa ışık sızdığını gördüm. Zehra’nın beni beklediğini anlamıştı. Bahçe duvarının yanına gizlenip işaret beklemeye başladım. Perdenin kenarı hafif aralıydı ama bir an gidip bakmayı düşündüm. Sonra Sülo uyanık falan olur fark eder diye cesaret edemedim. Tam ben bunları düşünürken perdeden bir karartı göründü. Bakanın Zehra olduğunu hemen anladım. Ona orda olduğumu anlatmak için cebimden kibrit kutusunu çıkartıp bir tane yaktım ve pencereye doğru hafifçe sallayıp söndürdüm. Görmemesine imkân yoktu. Aradaki mesafe on on iki metreydi. O sırada perde tekrar kapandı ve içerden gelen ışıkta söndü ve bende gördüğünü anladım. Az sonra karanlıkta kapı sessize açılmaya başlamıştı. Bende hızlı bir şekilde kapıya doğru yürüyüp içeri girdim. Zehra’yı görmemiştim bile. O kapının arkasındaymış hemen kapıyı kapattı karanlıkta kolumdan tutu ve sessizce benimle gel dedi. Bir odaya girdik. Ben Sülo’yu merak ediyordum. Onu sordum.’merak etme diğer odada mışıl mışıl uyuyor bizi rahatsız etmez’ dedi. ‘Uyanırsa’ dedim. ‘Merak etme tedbirini aldım’ dedi. Zavallı Sülo’ya nerden denk getirdiyse uyku hapı denk getirmiş ve çayına uyku hapı koymuştu. Bende rahatladım böylece. Artık istediklerimi yapabilirdi.Zehra bize kendi kocasıyla kaldığı odayı ayarlamıştı. Güzelce ısıtmış ve bi tane de gaz lambasını kısık şekilde yakmıştı. Perdeleri de sıkı sıkıya ışık sızmasın diye kapatmıştı. Ben hemen dudaklarına sarılıp öpmeye başladım. O da bana aynı şekilde sıkıca sarılmıştı. Öyle bir öpmüştüm ki neydeyse boğuyordum kızcağızı. Beni biraz itekleyip durdurdu. Sonra yerse serili olan yatağa uzandık ve öpüşmeye devam ettik. Ben hemen üste çıkmıştım. Dudaklarında yavaşça boynuna oradan aşağılara inmeye çalışıyordum. Bir yandan da ellerimle bacaklarını ve kalçalarını okşuyordum. Bir ara fırsatını bulup üzerindekileri çıkardım ve göğüslerini emmeye başladım. Limondan az büyüktüler ama taş gibiydiler. Emiyor, somuruyor, ısırıyordum. Adeta yiyordum. O da inlemeye başlamıştı. Onun inlemeleri beni daha da çıldırmış. İyice aşağılara kaymaya başladım. Karnına oradan kasıklarına inmiştim. Donunu sıyırarak kasıklarına iyice yapışmıştı. Amını adeta yalayıp yutuyordum. Onun da suyu gelmeye başlamıştı. Dilimi amının dudaklarını ayırıp içine sokmaya başladı. Dilimle gelen her damla suyunu yalıyordum. Amının suyu şarıl şarıl akmaya başlamıştı. İnim inim inliyordu. Ben artık dayanamamıştım. Pantolonumu çıkardım. Sikim kazık gibi olmuştu. Tüm heybetiyle önümde dikelmişti. Elime alıp hemen bacaklarının arasına yerleşip amına dayadım. Artık nede olsa evli idi. Sikmem de bir sakınca yoktu. Ama onun ama benim sikime göre oldukça dar gelecekti. Sikimin başını amının suyuyla ıslatmak için sürtmeye başlamıştım ki Zehra sikimin başından tuttu. ‘Sakın girme, yapamam’ dedi. Ben büyüklüğünden dolayı korktuğunu düşündüm. Onu sakinleştirmeye çalıştım. ‘Merak etme canını yakmayacağım. Çok zevkli olacak’ dedim. Zehra ‘lütfen yapma, daha kızım.’ Dedi. Tama kavrayamamıştı. ‘Kocam beni daha sikemedi’ diyince şok olmuştum. Sevineyim mi üzüleyim mi belemedim. Bir yandan Deli Halil benim biricin gül goncamı sikemeyişine sevinmişti. Fakat bu seferde ben onu sikemeyecektim.Sonra durumu anlattı. Halil buna evleneli beri bir şey yapma arzusunda değilmiş. Annesi biraz sıkıştırmış yinede bir şey olmamış. Zehra’nın anlatışına göre Halil’in siki hem serleşmiyor hem de çok küçüktü. ‘seninkinin üçte biri kadar bile yok’ diyordu. Kaynanası ve Halil bundan dolayı şehre doktora gitmişler. Ben tabii duruma aslında sevindim. Zehra yine bana kalmıştı. Nasılsa bir yolunu bulur yine sikerdim.Biz işimize devam ettik. Amamına girmeden de nasıl zevk alacağımızı zaten daha önceden görmüştük. Oda bu duruma çok üzülmüştü. Gerçekten sikilmek istiyordu ama kaynanası durumdan haberdarmış ve takip ediyormuş. Yapacak bir şey yoktu. O biraz hüzünlendi. Yan dönüp yattı. Bende arkasından onun narin incecik vücuduna varıldım. Küçük göğüslerini okşamaya başladım. Sikim artık iyice zonklamaya başlamıştı. Onun kalçalarına iyice dayanmıştı. Aslında bir arkasından girmeyi düşündüm. Fakat bunu yapamaz. Götü inanılmaz şekilde dar olmalıydı. Kesin darman duman ederdim ve soluğu hastanede alırdık. Bende kalçasının arasından zonklayan sikimi omun önüne doğru sulanmış bacaklarının arasından kaydırarak öne doru ittim. Oldukça kayganlaşmıştı. Rahatça ileri geri gidebiliyordu. Fena değildi. Hem Zehra’nın amını da bu şelide okşamış oluyordum. Ne yapalım bununla yetinecektik. O sikimin başı ön tafra çıkmıştı onu o küçük elleriyle okşamaya başladı. Bu şekilde fazla uzun sürmedi. Onun o küçük narin ellerini spermlerimle doldurdum. Gerçekten kasıklarım dolmuştu. O kadar çok gelmişti ki Zehra bile hayreti. Nerdeyse avucu dolmuştu. Biraz dinlendik. O bize çay demledi. Benim getirdiğim çerezlerden biraz yedik. Ben de bu arada ona akıl veriyordum. Eğer Halil’de ufak bir kıpırdanma olursa numaradan sikiliyormuş gibi yap. Sonrada jilet hafifçe bir yerini kanatıp yatağa azıcık tamlatmasını söyledim. Bu şekilde olursa kızlığının bozulduğu sanılırdı. Ben geri kalan kısmı rahatça tamamlardım. Bu fikir aklına onun da aklına yattı. Sonra lafı kaynanasına getirdim. Nasıl biri olduğunu öğrenmek istiyordum. Zehra, Emine’nin çok erkek gibi olduğunu tek başına Halil ve baba’sından daha fazla erkek olduğunu söyledi Birkaç gün sonra Zehra, Halil’in onu sikemediği söyleyince tabii kızmış sonrada ‘Bunun babası da böyleydi. O da yapamadı. Sonra hapla hapla birkaç sene yaptı. Şimdi beni on senedir dul bıraktı’ demiş. Bunları duyunca neden fettan Emine dediklerini daha iyi anladım. Ama kadıncağızda ne yapsın yani. Zehra’ya kimseye bir şey söylemesi konusunda sıkı sıkı tembih etmiş.’Bunu ben halledeceğim’ Demiş. Ondan sonra Halil’i bir iki kez doktora götürmüş ama çare olmamış. Bu seferde iyi bir doktor öğrenmiş ona götürmüş. Sonra Zehra, Emine’nin dün akşam ona bayağı benim hakkından soru soru sorduğunu söyledi. Nereliymişim, evlimiymiş im. Falan filan en sonun da azlında istemeyerekte olsa ağzından kaçırdı. ‘yakışıklı, kibar adam’ demiş. Zehra’da bende bunun ne niyetler söylendiğini tahmin edebiliyorduk. Ben de onu oldukça beğenmiştim. Taş gibi kadındı. Hele on senedir de fiilen dul olduğunu öğrenince bayağı iştahımı kabarmıştı. Zaten ne Zehra’dan ne Alabaş’tan hayır gelmişti.Bu arada benim yeniden kazık gibi olmuştu. Tekrar sevişmeye başladık. Bu sefer Zehra’yı kucağıma aldım. Minik göğüsleri ağzıma aldım. Kalçalarını ellerimle okşuyordum. O da sikimin başını tam amına denk getirmiş sürtüyordu. Bir süre sonra kasıla boşalmıştı. Hayret etmiştim birçok siktiğim kadın çok tecrübeli olmalarına rağmen böyle kuvvetli boşalamıyordu. Bu boşalmadan sonra göğsüme uzandı. Bir süre dinlendi. Benimki ise hala kazık gibiydi. Elinden tutup sikimin üzerine getirdim. Oda okşamaya başladı. Küçük narin elleri benimkini anca kavrıyordu. Sikim nerdeyse onun bileğiyle dirseğine kadar olan kısım kadar vardı. Onun bileklerinden de daha kalındı. Daha fazla dayanamadım ve onun başını aşağı doğru ittim. Kendim de benimkini yukarı onun ağzına doğru ittim. ‘Hadi biraz yalasana’ dedim. O da itaatkar bir şekilde aşağı doğru eğilip biryandan eliyle okşarken bir yandan da dudaklarını sikimim başına dokundurmaya başladı. Alıştıra alıştıra yalıyordu. Dudakları o kadar yumuşaktı ki anlatmam her sikime her dokunuşunda tüm vücudun titriyordu. Yavaş yamaş diliyle de yalamaya başlayım ben zevkin doruklarına çıkmıştım. Başından hafifçe tutup simimin başını ağzına soktum. Zerhra oldukça masum bir şekilde amına alamadığı sikimi memnun etmeye çalışıyordu. Başı ağzında kaybolmuştu. Ağzına zorla sığıyordu ama o resmen somuruyordu. Sikimden gelen tüm sıvılardan bir damla dahi kaçırmadan yalamak istiyordu. Ben tamamen çıldırmıştı. Daha da zevk almak için inisiyatifi ele almak istiyordum. Zehra’yı kenara itip üzerine davrandım. O hala benimkini yalamakla meşguldü. Yatağın yukarısına doğru çektim arkasını yastıkla destekledim ve bacaklarını kollarının iki yanına diz çökerek durdum. Tam sikim ağzına denk gelmişti. Artık rahatça onun dudaklarını ve ağzını sike bilirdim. O hala yalamakla meşguldü. Sikimi başını ağzına iyice sokup gidip gelmeye başladım. Bu onunda hoşuna gitmişti. Ben onun ağzını bir am gibi hayal ediyordum. O durumu anlamış ağzı dudakları ve diliyle amın verdiği zevki vermeye çalışıyordu. V e gerçektende müthiş başarıyordu. Ben zevkten kendimi kaybetmek üzereydim. Başını sıkıca kavradı ve kalçalarımla ileri geri giderek resmen ağzını sikiyordum. Her seferinde sikim daha da içeri giriyordu. Ben zevkten çıldırmıştı. Sikimin nerdeyse yarısından fazlası ağzında kaybolmuştu ve sikimin boğazına kadar indiğini hissediyordum. Sonra müthiş bir batlamayla kasıklarımda ne varsa ağzına boşalttım. Biraz bekleyip soluklandıktan sonra sikimi onun ağzından çıkartırken inanamıyordu. Ağzını spermlerimle doldurmuştum. Oda bir damlasını bile damlatmadan hepsini içti hatta beni sikimde kalanları da tek tek yaladı. Biraz daha yatım dinlendik nerdeyse sabah olma vakti ben kimseye görünmeden evden çıkıp kendi evime geldim.İsim : adog
Selam Ben Ayşe, Seni Telefonda Konuşarak Boşaltmamı İstermisin ? Numaram:
00237 800 09 90

Yorumlar

Yorum Yapın!

Aşağıdaki Benzer Hikayeleride Okuyabilirsiniz.

keçinin ammını yırttım

|slm arkadaşlar size başımdan geçen anılarımdan birini yazmak istiyorum daha çok var ama bundan başlamak istedim benim sürekli hayvanlara karşı aşırı bir sex istegim vardır birgün yine köyde dolaşırken köpeklerin birbirini siktigini gördüm biraz izle... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

bahçedeki köpeğim

Bir gün Evde kimseler yoktu.. Evin arka bahçesinde köpeğimiz tomun kulubesi vardı.. Biraz köpekle oynayayım diye arka tarafa gittim.. köpek kulubesinin dışında değil içerideydi.. Bir kaç defa seslendim çıkmadı.. Kulube bir insanın içeriye rahat gireb... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

sinan`a uydum

Onsekiz yasindaydim, ailemle birlikte yaz tatili için köye gitmek zorundaydim. Benim kisisel tercihim fistik gibi kizlarin cirit attigi güney sahilleri olamsina ragmen Babamin baskisiyla yola çiktik.Ilk gün bol bol uyudum. Aksam ise köydeki gençluk ... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

ilk deneyim

LİSEDE OKUYORUM 16 YAŞINDA BİR BAYIN. TAM AZGINLIĞIMIN ÜSTÜ TAŞI TELECEK HALDEYİM AMA SEX YAPACAK BİRİNİ BULAMIYORUM.TATİL İÇİN KÖYDEYİM ETRAFA ŞÖYLE BİR GÖZ ATTIM BİR DE NE GÖREYİM?BİZİM KOMŞUNUN KATIR AMINI AÇIP KAPAYIP DURUYOR.BU BENE OLDUKÇA TAHR... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

çiftlikte yaşam

Küçüklüğümden beri yarak hastasıyım. 28 yaşındayım. Eşimin işleri bozulması nedeniyle köydeki çiftliğe yerleştik. Sürekli hayvanlarla uğraşıyorum. Onların sikişleri beni çok heyecanlandırıyor. Boğanın ineği sikmesini defalarca gördüm. Her izleyişte b... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

erkek olup olmadığına baktım

Ben Emine, Eşim Talattan 4 sene önce ayrılmıştım. Boşandıktan sonra Akhisarın bir köyüne yani baba evine geri dönmüştüm. Henüz 27 yaşındaydım ve şehrin tüm nimetlerinden köyde de faydalanıyordum. Geçen dört yılda köy evindeki komşumuz Kerim ağa’nın ü... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

karım tuttu ben yaptım

Sevgili seks hikayesi seven arkadaşlar benim adım Mehmet sizler le paylaşacağım bu hikaye yaklaşık bir sene önce başımda geçti.Ben 6 yıldır evli ve karımla birbirimizi çok seviyoruz sekse çok düşkünüm karımsa geçmişte yaşadığı birtakım nedenlerden do... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

yengeme olan aşkım masajla ateşlendi.

BÖLÜM 1 Merhaba ben Ahmet Lise 4 sınıfına gidiyorum 19 yaşındayım... size yengemle aramızda geçen hikayeyi anlatacağım . Yengem in adı Mine Çok güzel olmasada hoş bir kadındır.32 yaşında. Ama göğüsleri beni bitiriyor. Mukemmel birşey ! Amcam gilin ev... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

ahırdaki hayvanlar

Ben 33 eşimse 30 yaşların da 184 boyunda iri yapılı bir kadındır. 10 Yıllık evliyiz ve iki tanede yetişkinimuz var. Karım son derece seksi ve ateşli bir kadındır. Geçen sene tatil için köye babamlara gittik. Ahırdaki hayvanları yemleme işide bana kaldı ... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.

ahırda gelen rahatlık

Evet bende sizlere basimdan gecen bir olayi anlatacagim. yasim 22 idi o siralar okullar tatil oldugum icin köyde kaliyordu. evimizde hayvanlar oldugu icin ahirimizda vardi. Ahirda bir kancik essek vardi. tabi yaz aylarinin verdigi atesle ben yaklasik... Hikaye'nin devamını okumak için tıklayınız.